Mike Jones ile Röportaj – Pixar Üzerine Sohbetler #6

Luca, Soul ve Elio’nun ortak yazarı Mike Jones ile Pixar’ın hikâye anlatımını, yaratıcılığın kalbini ve animasyon sinemasının ruhunu odağına alan derin bir röportaj gerçekleştirdik.

1. Soul üzerinde çalışırken, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde kişisel bir deneyiminizin hikâyeye sızdığını fark ettiğiniz bir an oldu mu? Geriye dönüp baktığınızda, bunu filmde en net nerede hissediyorsunuz?

Soul’un yapımı sırasında babamı kaybettim. Yanındaydım ve elini tuttum. Aynı dönemde ve Soul’un geliştirilmesi boyunca, filmin hayatın anlamına nasıl yaklaşması gerektiğini sürekli sorguluyorduk. Neden yaşarız? Tatmin edici bir amaca sahip olmak gerçekten bu kadar önemli mi? Babamla birlikte otururken şunu fark ettim: Hayatın neşesi bu küçük anlarda var olabiliyor — yaz günü bisiklete binmekte ya da sevdiğiniz birini hayata veda ederken kollarınızda tutmakta olduğu gibi. Belki de bu anların içindeki duygu, hayatın anlamının ta kendisidir. Bu düşünce, filmin sonlarına doğru Joe’nun, 22’nin Dünya’da geçirdiği zaman boyunca topladığı nesnelere bakarak piyano çaldığı sahneyi doğrudan etkiledi.


2. Bir Pixar projesinde, ilk taslaktan final filme giderken sizce en radikal dönüşüm genellikle nerede yaşanır: hikâyede mi, karakterlerde mi yoksa filmin hayata bakışında mı? Soul bu konuda size ne öğretti?

Ben, bir hikâyeyi baştan sona sabitleyen şeyin final olduğuna çok inanıyorum. Bir filmin son jesti, doğrudan seyircinin kalbine yerleşmelidir ve filmin tüm olay örgüsü bu jestin yolunu döşemelidir. Bu bazen çok ciddi bir geriye dönük düzenleme gerektirir. Bu yüzden her zaman hem sürprizli hem de duygusal olarak güçlü bir son ararım. Ve bu sonun yalnızca senaryoda değil, storyboard’larda da hissedilmesi gerekir. Kurgu aşamasında, Soul’un editörü Kevin Nolting bana Joe’nun 22’yi Dünya’ya yönlendirdiği sekansı gösterdi. Aradığımız türden, çok güzel ve duygusal bir sondu bu; ancak filmin bu sona gerçekten hizmet edebilmesi için defalarca yeniden elden geçirilmesi gerekti.


3. Yaratıcı anlamda sizi en çok zorlayan Pixar projesi hangisiydi? Bu deneyim, bir hikâye anlatıcısı olarak kendinizle ilgili size ne öğretti?

Dream Productions’ta bölüm sayımız beklenmedik şekilde neredeyse yarıya indirildi. Başta yedi bölümlük bir seri olarak tasarlanan proje dört bölüme düştü. Üstelik iki bölüm neredeyse tamamlanmıştı. Yeniden yazmak için pek alan yoktu. Ancak elimizde güçlü bir duygusal final vardı. Dizinin ne söylemesini istediğimizi biliyorduk. Bu yüzden o orijinal finali koruma ve ona giden son iki bölümü baştan yazma kararı aldım. Ekip inanılmaz bir şekilde kenetlendi ve sonunda Annie Ödülü kazanan, gurur duyduğumuz bir seri ortaya çıktı. Bu süreç bana, iyi bir finalin üretim sırasında yaşanan tüm zorluklar karşısında nasıl bir kuzey yıldızı olabileceğini gösterdi.


4. Henüz hayata geçiremediğiniz ama sizin için çok kişisel olan bir hikâye var mı? Bu hikâyeyi anlatma arzunuz nereden geliyor?

Uzun zaman önce The Minotaur Takes a Cigarette Break adlı bir kitabı uyarlamıştım. Hikâye, labirentten çıktıktan 4000 yıl sonra modern Amerika’da bir steakhouse’da düşük ücretli bir ızgara ustası olarak çalışan Minotor’u anlatıyor. Eskiden olduğu canavarın artık sadece bir kabuğu; yine de başına bela çekmeye devam ediyor. Ben de benzer düşük ücretli işlerde çalıştım, bu yüzden mekân ve karakter bana hâlâ çok çekici geliyor. Pixar’ın yapacağı bir film değil ama aklımdan da hiç çıkmıyor.


5. Animasyon senaryosu yazımını çok ciddiye alan ve bu yolu takip etmek isteyen biri olarak sormak isterim: Bugün geriye dönüp baktığınızda, yeni bir animasyon yazarının mümkün olduğunca erken anlaması gereken — ama genellikle çok daha geç fark ettiği — tek şey nedir?

Yazarlar, önce hikâye yapısını öğrenmelidir ki onu daha sonra bozabilsinler. Uzun süre yapı fikrine direndim, ancak sonunda seyircinin neden geleneksel üç perdeli filmlere bu kadar güçlü tepki verdiğini anladım. Yapıyı kavradığınızda, onu altüst etme gibi son derece önemli bir işi de yapabilir hale gelirsiniz.


6. Röportajlarımızı her zaman aynı soruyla bitiriyoruz: En sevdiğiniz Pixar filmi hangisi ve bu film kişisel yolculuğunuzun hangi dönemine denk geliyor?

Benim kişisel favorim Toy Story 2. O filmin yapım süreci stüdyo için oldukça zorluydu. Nasıl ortaya çıktığına dair duyduğum hikâyeler son derece etkileyici. Film çalışmıyordu, ancak son anda, duygusal olarak olması gerektiği yere ulaşabilmesi için baştan aşağı yeniden inşa edildi. Jessie’nin şarkısı hâlâ peşimi bırakmıyor.