Bugün yaşasaydılar o önemli isimlerin favori 4 filmi ne olurdu sorusuna cevap vermeye çalıştığım serime hoşgeldiniz. Yeni bölüme en ünlü ressamlardan biriyle devam ediyorum. Önce kısaca Vincent’ı tanıyalım sonra da sevebileceği filmler hakkında konuşalım hadi!
Vincent van Gogh, 1853 yılında Hollanda’da doğmuş, kısa ama yoğun bir hayat yaşamış bir ressamdır. Post-Empresyonizm akımının en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilir ve renkleri, fırça darbeleri ve duygusal yoğunluğu ile tanınır. Hayatı boyunca maddi sıkıntılar yaşamış ve çoğu zaman yalnızlık içinde resim yapmıştır. Van Gogh, duygularını ve iç dünyasını tuvaline yansıtarak, gözlemin ötesinde bir ifade gücü yaratmıştır.
Hayatı boyunca sadece 10 yılda yaklaşık 2.100 eser üretmiş, ancak yaşarken çok az tanınmıştır. Psikolojik sorunlarla mücadele eden Van Gogh, 1890 yılında trajik bir şekilde hayatını kaybetmiştir. Ölümünden sonra eserleri büyük bir üne kavuşmuş ve bugün modern sanatın en etkileyici figürlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Bu kadar hassas biri olan Van gogh için aklıma gelen filmler şunlar oldu;
1) The Elephant Man (1980) “Ben de bir insanım” haykırışı, Vincent’ın hayat özetidir. Bu film, yüzeydeki garipliği değil, içteki güzelliği anlatır, tipki onun otoportreleri gibi. İnsanların korktuğu ya da acıdığı birine karşı, yönetmen Lynch ve karakter John Merrick gibi yaklaşmak: saygıyla ve derinlikle. Bu filmi izlerken Van Gogh, Joseph Merrick’le ruhsal bir dostluk kurardı.
2)A Hidden Life (2019) Bu filmde doğa, sessizlik ve vicdan iç içe geçer. Ana karakterin savaş karşıtı duruşu, dış dünyaya karşı sessiz ama tavizsiz bir başkaldırıdır, tıpkı Vincent’ın sanatına olan bağlılığı gibi. Köyde kalır, resmini yapar, tarlasına bakar… ama içinden geçenler yıldızlara kadar çıkar. Van Gogh, bu filmdeki karakter gibi: Sessizce devrim yapan biri.
3)The Red Turtle (2016) Diyalogsuz bir başyapıt. Bir adada tek başına kalan bir adam, doğayla simbiyotik bir ilişkiye giriyor tıpkı Vincent’in Provence’ tablosunda yaptığı gibi. Filmin yavaşlığı, doğanın döngüselliği ve sessizce büyüyen duygu yoğunluğu, Van Gogh’un tablolarının yapısına çok benziyor: sade ama çığlık gibi.
4)At Eternity’s Gate (2018) Bu film, Vincent’ın “içinden dışarıya fırça” gibi aktığı bir meditasyon. Willem Dafoe’nun gözlerinde o anlaşılmamışlık, o kardeş sevgisi, o tanrısal yalnızlık resmen var. Film sadece Van Gogh hakkında değil; Van Gogh’un iç sesinin filmi gibi. Bu filmi izlese çok severdi diye düşünüyorum…